Kayıtlar

YORULANLAR

Bir yarış başladığı zaman,ilk anlarda bütün yarışçılar aynı hizada, aynı enerji ile koşarlar.Biraz sonra bir takımın azıcık geride kaldığı görülür.Daha sonra yarışçıların önde,ortada, arkada, en geride olmak üzere bir kaç gruba ayrılması mukadderdir.Fakat henüz hiç birisinde yılgınlık yoktur.Hatta zaman geçtikçe arkadakilerden bazılarının öndekilerden bazılarını geçmesi, öndekilerden bazılarının da kesilerek daha gerilere kalması olağandır. Nihayet kritik anlar gelir.Mesafe uzamış,ciğerlerle kaslar yorulmuş,sinir gücü yıpranmıştır.Artık bundan sonrası inanç,karakter ve şeref meselesidir. Turlar birer birer atlandıkça koşucuların arasındaki mesafeler çoğalacaktır. Yorulanlar birer ikişer,türlü bahanelerle yarışı bıraktıkları,onu şeref ve inanç meselesi yapanların ise yarışa devam ettikleri görülecektir.Yarışanların arasına bazılarının pek bitkin olduğu,fakat karakterleri icabı yarışı bırakmadıkları sezilecektir.Hatta bu bitkinler arasında,en ileride koşanlardan bazıları da vardır.Kimisi...

Sakarya Türküsü

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya; Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya. Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak. Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir. Akışta denetlenmiş, büyük, küçük, kainat; Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat! Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne, Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine; Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için. Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin? Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur, Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur. Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük? Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!.. Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya! Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya? İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal; Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal. Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan; Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan; Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an;...

Kahramanlık

Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir, Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir. Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir; Kahramanlık; saldırıp bir daha dönmemektir. Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından Koşar adım gitmeli onların arkasından. Kahramanlık; içerek acı ölüm tasından İleriye atılmak ve sonra dönmemektir. Yırtıcılar az yaşar... Uzun sürmez doğanlık... Her ışığın ardında gizlidir bir karanlık. Adsız sansız olsa da, en büyük kahramanlık; Göz kırpmadan saldırıp bir daha dönmemektir. Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir, Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir. Bunun için ölüme bir atılış gerekir. Atıldıktan sonra bir daha dönmemektir...

Nerede O Yiğitler?

Nerede o yiğitler ki gür Sesleri ülkeyi bürür Yürü dese dağlar yürür Dur dese kalpler durur Evet, nerde o yiğitler... Ve şu çağın gençlerine bakıyorum ve yine dudaklarımdan aynı söz dökülüyor “Nerde o yiğitler”. Bu sözü defalarca tekrarlasamda usanmayacağım sanki. Ve o çağlara dönüyorum, o yiğitleri tek tek gözümün önüne getiriyorum. Onlara baktıkça o yılları tekrar hatırlıyorum. Bir anda gözlerimden sulu sepken misali yaşlar boşanıyor. Öyle derin düşünüyorum ve o gençleri hayal ediyorum. Çünkü ben o yılları yaşamadım ama bazı zamanlarda hayal ederek anlamaya çalışıyorum. Ve diyorumki hayali bile dünyaya bedel. Kendimi bu hayalde bir parça yapmaya çalışıyorum. Ama ben o kadar küçük kalıyorumki bu hayalde bir zerre bile olamıyorum. Bu halimi görünce onlara layık olabilmek için hergün davaya daha da dört elle sarılıyorum. Bundan 40 yıl öncesi idi. Oğuz boylu, Avşar soylu bir Türkmen Beyi, Anadolu dağlarından, yaylalarından; o yiğitlere sesleniyordu. Ve bu Türkmen Beyi Başbuğ Türkeş’ti. O...

Tarihi Bilmek

Türk-İslam tarihi geçmiş tarihlerde önemli bir yer işgal eder. Tarihteki her devri yepyeni bir medeniyet, her asrı başka bir kahramanlık ve fazilet örnegiyle doludur. Peygamberimiz Hz. Muhammet (sav]) efendimiz alemlere rahmet olarak gönderilmesi tarihin seyrini değiştirmiş; zulmün yerini adalet, vahşetin yerini medeniyet,cehaletin yerine ilim irfan getirmiştir. Ahlak ve fazileti ise insanlara baştacı yapmış yolunu şaşırmış insanlıga hikmet pınarları akıtmıştır. Selçuklular ve Osmanlılar bu pınarlardan asırlarca insanlıga hizmet etmiş, insanca yaşamın hikmetini ögretmede hocalık yapmıştır. Tarihimizin hangi sayfasını çevirecek olursak adalet ışıklarını, fazilet nurlarını görürüz. Tarihi bilmek geçmişten ders ve ibret alıp gelecege şuurlu bir şekilde hazırlanmaya yardımcı olur. Çünkü, tarihini bilmeyen bir nesil yıkılıp dagılmaya, parçalanıp bölünmeye ve başkalarına yem olmaya mahkumdur. Bir örnekle açıklamak gerekirse, Sultan Alp Arslan bizans imparatoruna ‘’hiç tarih okurmusunuz’’ diy...

İKİ KAVRAM

Resim
İslâm'ın iki mukaddes kavramı... «Şeriat» ve «Tasavvuf...» Bu kavramlar üzerinde, yalan yanlış bir sürü yorum yapılmış, insanlarımız aldatılmak istenmiştir. O halde, şeriat ve tasavvuf ne demektir? Kısaca açıklayalım. Şeriat «edille-i şer'iyye» (Kitap, Sünnet, İcma' ve Kıyas) ile ortaya konan, müslümanların yapması ve yapmaması gereken işleri bildiren «islâm nizamı»dır. İslâm dininde «akaid» (temel inançlar) ve «ilm-i fıkıh» (müsiümanların yaşayışlarını tanzim eden ilim) adı altında ele alınan her mesele, «şeriat» kavramı içindedir. Kısaca, şeriat, bir müslümanın inançlarını, ibadetlerini, yaşayışını ve «eylemlerini» murakabe eden sistemdir. Ahmet Cevdet ve arkadaşlarının bir şaheser olarak «tedvin ettikleri» Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye adlı kitabın (Hicrî 1303 tarihli baskısının) 21. sahife ve 1.maddesine göre, «Fıkıh İlmi» şöyle tarif edilir: (Sadeleştirerek veriyoruz.) «Fıkıh ilmi ise, şeriat ilminin meselelerini bilmektir. Fıkha ait meseleler, ya ahireti ilgilendiren emir...

İSLÂMİYETİ DOĞRU ÖĞRENMENİN YOLU

Resim
Dinimizin dört temel kaynağı vardır. Bunlara «edille-i şer'iyye» de denir. Bunlar: Kitap, Sünnet, İcma' ve Kıyas'tır. Kitap, yüce Allah'ın Vahiy yolu ile şanlı Peygamberimize (O'na selâm olsun) gönderilen, hak ile bâtılı biribirinden ayıran Kur'ân-ı Kerîm'dir. Sünnet: Sevgili Peygamberimizin sahih hadisleri ve örnek yaşayışlarıdır. İcma' ümmetin çoğunun, Kitap ve Sünnet'e aykırı olmayan bir iş ve hükümde birleşmeleridir. Yüce Peygamberimiz «Ümmetim, sapıklık üzerinde birleşmez» diye buyurmuşlardır. Kıyas, «müctehidlerin», yukarıda saydığımız kaynaklardan herkesin kolayca anlıyamadığı mânâları bulup çıkarmalarıdır. Dinimizin «fer'i meseleleri» etrafında, yalnız müctehid-lerce «içtihada» baş vurulması, peygamberimizce emredilmiştir. İçtihad, asla Kitap, Sünnet? ve icma'a aykırı olamaz, onlarla çelişemez. Aksine, bunlarda mevcut benzeri hükümlere dayanmalıdır. Bu sebepten «kıyas-ı fukaha»"adı da verilir. «Tarik-ün Necat» adlı kitabın yazan ...